Çelik Gülersoy. bilgipesinde.com. [tarih yok]
Çelik Gülersoy. bilgipesinde.com. [tarih yok]
https://www.bilgipesinde.com/tarih/detay/celik-gulersoy
İstanbul’da
birbiri ardına düzenlenip halka açılmış yeşil alanların, onarılıp fonksiyon
verilmiş tarihsel yapıların, kültür alanında nice olumlu yankılar yaratmış
çalışmaların, her biri bir boşluğu doldurmuş yüzlerce kitabın ardında, sesiz
sedasız işine bakmış, üretmiş bir kültür adamı...
Çelik
Gülersoy'un yaşam öyküsü:
Doğum tarihi: 23
Eylül 1930, Hakkâri
Ölüm tarihi ve
yeri: 6 Temmuz 2003, İstanbul
İstanbul’da
birbiri ardına düzenlenip halka açılmış yeşil alanların, onarılıp fonksiyon
verilmiş tarihsel yapıların, kültür alanında nice olumlu yankılar yaratmış
çalışmaların, her biri bir boşluğu doldurmuş yüzlerce kitabın ardında, sesiz
sedasız işine bakmış, üretmiş bir kültür adamı...
Yıllar boyu iğne
ile kuyu kazar gibi kendini yetiştirmiş, birkaç bilim ve sanat dalında
kaynaklara inecek kadar uzmanlaşmış ve derinleşmiş, turizm, hukuk, edebiyat,
şehir ve sanat tarihi üzerine birçok özgün eserler vermiş bir
araştırmacı-yazar...
Klasik Batı ve
kendi müziğimizin tutkulu ve rafine bir izleyicisi, düzenlediği konserlerle bu
güzellikleri toplumla paylaşmasını seven bir müzik dostu.
Tabiatı ve
tarihi çevreyi değerlendirmenin ve sanatı halka sunmanın (eğitici) kutsal bir
iş olduğu inancıyla çalışmış, içi sevgiyle dolu bir gönül adamı. Doğu-Batı
değerleri arasında başarılı sentezler ortaya koymuş bir öncü... Bütün
olanaklarını İstanbul’un güzelleşmesi, eski ve asıl değerlerine kavuşması için
seferber etmiş, doğaya tutkun bir İstanbul âşığı: Çelik Gülersoy.
1979 yılı, Çelik
Gülersoy’un adını yurtiçinde ve yurtdışında duyuran, büyük eserler ve hizmetler
döneminin başlangıcı olarak değerlendirilebilir. 1990 yılı ise, hükümetin triptik
rejimini ansızın değiştirerek, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’nun ana
gelirini kesmesi açısından olumsuz bir dönüm noktasıdır. Bu açıdan, 1979-1989
arasındaki on yıl, Çelik Gülersoy’un altın yılları olarak kabul edilebilinir.
Çelik Bey, 1979’da Kapalıçarşı’nın Romanı adlı kitabı ile Simavi Vakfı ödülünü
kazanmıştı. Ödül töreninde hazır bulunan Aytekin Kotil, daha sonra yardımcısını
yollayarak şehir konularında Gülersoy’un fikirlerinden yararlanmak istediğini
bildirmiş. Daha sonra kendisi ve yardımcıları ile birlikte şehirde bir gezi
yapmışlardı. Çelik Bey Kotil’i Kariye Müzesi, Yıldız ve Emirgan parklarına
götürmüş, harap ve içler acısı durumdaki köşklerle, bakımsız parkları
göstererek bir işbirliği teklifinde bulunmuştu.
Turing, bütün
Yıldız Parkı’nın bakımını üstüne alacak birkaç köşkü onarıp halka açacak ve
15-20 yıl kullanıp karşılığında ayrıca kira da ödeyecekti. Parkın gelirleri de
belediyeye kalacaktı. Restorasyon masrafları kiradan düşülmeyeceği gibi, ayrıca
sigorta da yaptırılacaktı. Çelik Bey’in sunduğu bütün şartlar, Belediye’nin
dolayısıyla kamunun lehineydi.
Kotil, iki
mukavele ile bu tesisleri Turing Kurumu’na verdiğinde, Çelik Bey, inanılmaz bir
gayret ve beceri ile gece gündüz durup dinlenmeden uygulamalara girişmişti.
Belediye bürokrasisi tarafından az sonra başlatılan engellere karşılık
yılmadan, yine büyük bir hüner ve azimle yürüttüğü çalışmalarla, birbiri peşine
projeleri hayata geçirmeye başlamıştı.
1979 başında
Malta Köşkü’nün onarımı sırasında Çelik Bey, sıvacı, boyacı ve parkeci ekipleriyle
birlikte gece yarılarına kadar işin başında her detayın yönlendiricisiydi. Öte
yandan parkın harabeye dönmüş yeşil dokusu da; 70 yaşındaki emektar ve işini
bilen bahçıvan İsmail Efendi’nin yönetimindeki on kişilik bir işçiler grubuyla,
gene Çelik Bey’in sabahın erken saatlerinden günbatımına değin, yol göstermesiyle, çiçekli bir parka
dönüşmeye başlamıştı. Bu zorlu çalışma temposu içinde Çelik Bey,
hurdacı-eskici, antikacı-bitpazarı dolaşarak, binaya uyacak eski eşyaları
toplayıp, aynı üslupta yenilerini sipariş vermişti. Dört ay gibi kısa sürede
onarım bitirildiğinde, binanın eşyaları da hazırdı. Bütün odalar bir buçuk gün
gibi kısa bir sürede döşenmiş, ortaya çıkan sonuç herkesi şaşırtmıştı. Malta
Köşkü, Kurum’un organizasyonu olan uluslararası bir, kongre ile açılmıştı:
Turing Kurumları (AIT) Uluslararası Federasyonu Avrupa Toplantısı. Reşit Saffet
Bey’in 1930’da İstanbul’da topladığı bu kongre, 49 yıl sonra yine İstanbul’da
toplanmaktaydı.
Aynı yılın
yazında, bir iki ay aralıkla, Yıldız Parkı’ndaki Çadır Köşkü’nün altı, ön ve
arka bahçeleri de onarılmış, döşenmiş ve halka açılmıştı. Bunun yanı sıra
Emirgan Parkı içindeki Sarı Köşk de, yine "sihirli bir değnek"
dokunmuşcasına, sarı-beyaz karışımı bir renge boyanmış, terasları yenilenmiş,
içerisi o zamana kadar İstanbul’da bu tarz yerlerde görülmeyen bir şıklıkla
döşenip halka açılmıştı. O güne değin bırakılmışlığın hüznünü yaşıyan bu
mekanlarda olağanüstü işler gerçekleşmişti.
Basın, bu köklü
değişikliklere ve başarılara hemen ilgi duymuş ve sayfalarında geniş yer
vermişti. Her cins yayın organında, bu alışılmamış yeni tesisleri tanıtan resim
ve yazılar çıkmaya başlamıştı.
1980 yılı
yazında bu tesisleri gezen dönemin Kültür Bakanı Tevfik Koraltan da, Gülersoy’a
Kültür Şeref Ödülü vermeyi kararlaştırmış, ödül töreni de Çadır Köşkü’nün
bahçesinde yapılmıştı.
Çalışmaları yurtdışında da duyulmuş ve geniş yankı yaratmıştı. Bunun sonucunda Avrupa
Konseyi’ne bağlı bir kuruluş olan Europa Nostra Vakfı bile ilgi duymuş ve kendi
tarihinde ilk defa, Türkiye’ye bir ödül vermişti. Ödülün nedeni Malta Köşkü,
sahibi Çelik Gülersoy’du. Kültür filmleri dizisinde Suha Arın’ın yönetimindeki
yapımlar da, birbiri ardınca devam etmekte ve Antalya Festivali ödüllerini
almaktaydı.
Bu gelişmelerin
ardından, Fransız hükümeti de Çelik Gülersoy’a ulusal takdir nişanının
"Officier" rütbesini verecek, töreni de Malta Köşkü’nde yapılacaktı.
Aynı tarihlerde
Belediye Başkanı Aytekin Kotil, şehir, Kurum ve Çelik Bey’in hayatında çığır
açacak önemli bir kararı, Şehir Meclisi’nden geçirerek, Çamlıca Tepesi’nin
düzenlenmesini Kurum’a vermişti. Çamlıca düzenlemesi ile ilk kez, hem Kurum hem
de Çelik Gülersoy, geniş halk kitleleriyle direkt temas etmiştir. Bir
mezbeleliğin ve pislik yuvasının, kısa zamanda farklı bir yapıda düzenlenmesi
ve buraya tarihi karakterde ulusal bir kimlik kazandırılması, bu konudaki
yayınların yetersizliğine karşılık, halkın geniş ilgisini ve sevgisini
çekmiştir. Açılışının duyulmasından sonra on binlerce insan burayı ziyarete
gelmiş, tatil günlerinde, çevre trafiği uzun süre kilitlenmişti. Halkın bu
olağanüstü ilgisi, o günlerde toplumda halk yararına yapılan olumlu hizmetlere
duyulan samimi hasretin de bir göstergesiydi.
İki yıl
öncesinden başlanan bir büyük proje olan Kapıkule Gümrüğü’nün düzenlenmesi de
1981’de tamamlanmıştı. O güne kadar tam bir kargaşa görünümündeki Türkiye’nin
bu en büyük kapısı, tanınmaz derecede düzelmiş, 70 dönümlük bir arazi ele
alınarak modern bir görünüm kazandırılmıştı.
1981, Kurum ve
Çelik Bey yaşamında yine bir olumsuzluk ve talihsizlik yılıdır: Askeri yönetim,
gerçekdışı iddialarla, Kurum aleyhine doldurulmuştur ve Kurum’un
fonksiyonlarını Turizm Bankası’na devreden bir kanun hazırlattırılmıştır.
Kapıkule’nin
imarı gibi göz kamaştırıcı ve küçük bir kuruluş için büyük bir olay yaşanırken,
Kurum ve Çelik Bey böyle bir atmosferin içindeydi. Bütün bunlar yetmiyormuş
gibi, gümrük alanının açılış törenin protokolünde, Kurum’a yer verilmediği gibi
Çelik Bey’e de konuşma hakkı tanınmamıştı. Ancak olaya en geniş şekilde yer
veren TV ve basın sayesinde, bu haksızlık, kamu vicdanında geniş yankılara yol
açmıştı. Edirne’den dönerken, Yönetim Kurulu ile birlikte Selimiye Camii’ne
uğramış, hayran olduğu Sinan’ın bu şaheseri görmek, Kapıkule’nin üzüntüsünü
biraz olsun hafifletmişti.
Gülersoy, 1981
Atatürk Yılı’na anlam katan bir dizi hizmeti de gerçekleştirir. Büyük Ata’nın
Samsun’a gitmeden önce 1919 yılında bir süre kaldığı tarihi ev, kısa sürede
Kurum kadroları seferber edilerek onarılmıştı. Metnini kendisinin yazdığı ve
Suha Arın’a hazırlattığı Dolmabahçe ve Atatürk belgeseli geniş ilgi
uyandırmıştı. Eser, Güvenlik Konseyi’nin ve TRT’nin ilgisi ile, 10 Kasım gecesi
TRT televizyonunda gösterilmişti.
31 Temmuz
1982’de İstanbul’da bulunan Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren, beraberinde
Milli Güvenlik Konseyi üyeleri, Başbakan Bülent Ulusu, Bakanlar, Vali ve
Belediye Başkanı olduğu halde, Kurum’un Emirgan ve Yıldız parkları ile
Çamlıca’da yaptığı düzenlemeleri ve eserleri ziyaret etmişlerdi. Çamlıca şeref
defterine yazılan takdir yazıları ve en olumlu izlenimler ile tamamlanan
ziyaret sonunda, Kurum ve Çelik Gülersoy aleyhinde uzun süredir sürdürülen ayak
oyunları ve çabalar, yine önemli bir darbe almıştı.
Çelik Bey’in
"İstanbul’u koruma ve güzelleştirme çalışmaları", 80’li yıllarda
peşpeşe yine hizmetlerle her geçen gün artarak ve yankıları genişleyerek
sürmüş, Yıldız ve Emirgan koruları içindeki restorasyon ve sıhhatleştirme
programları sonucu; Beyaz Köşk, Pembe Köşek, Sarı Köşk, Malta Köşkü, Çadır
Köşkü onarılarak, fonksiyon verilerek halka açılmıştı. Yıldız Parkı’nda, Pembe
ve Yeşil seralar Çelik Bey’in çizgi ve yönlendirilmesiyle, büyük bir sevgi ile
inşa edilmişti. Çamlıca Tepesi çalışmalarıyla günden güne gelişen organik bir
yapı içinde, doğal çevre düzenlemeleriyle içinde çeşitli ünitelerden oluşan
Osmanlı kahvehanelerini ve çiçekler dolusu bahçeleri İstanbul’a kazandırmıştır.
Müziğin duyarlı
dostu olan Gülersoy’un, Beyaz Köşk’te düzenlendiği klasik müzik konserlerinin
unutulmaz tadı izleyenlerin hafızalarındadır.
1983’te Ihlamur
Mesiresi, Kayıklar, İstanbul Estetiği kitaplarını yayınlar. 1984 Sultanahmet’te
otel olarak düzenlediği Konak (Yeşil Ev) bitirilerek açılır ve büyük yankılar
yapar. Aynı yıl Çubuklu Hidiv Kasrı’nında onarım ve restorasyon çalışmaları
tamamlanır, döşenerek bahçesiyle birlikte halka açılır. 1984’te İstanbul’un
Anıtsal Ağaçları ve Dolmabahçe kitaplarını yayınlar. 1985’te Kariye Müzesi
karşısına tarihi tarzda bir pavyon yapılır ve meydan trafiğe kapatılarak
korunmuş bir çevre oluşturulur. Aynı yıl, Hidivler ve Çubuklu Kasrı, Hotel
d’Angleterre, Küçüksu ile Reklamlar ve Biz adlı eserleri yayımlanır. 1985’te
tüm mal varlığını, kendi adını taşıyan vakfa vasiyet yoluyla bırakmıştır.
1986’da Soğukçeşme Sokağı’nın tümü bitirilir ve İstanbul Valisi tarafından
açılır. Roma sarnıcı onarılır ve tipik bir restoran olarak hizmete alınır. Aynı
yıl Sultanahmet Konağı’nın yanındaki yıkık tarihi medrese onarılarak İstanbul
Sanatları Çarşısı olarak açılır.
İstanbul
Şarkısı, Taksim, Soğukçeşme Sokağı kitaplarını yayımlar. 1987’de İstanbul Kitaplığı
binası bitirilerek açılır. Kapıkule Gümrüğü arkasında 70 dönümlük bir alana,
Teknik ve Turistik Hizmet Merkezi kurulur. Soğukçeşme’de Soğukkuyu
Medresesi’nin onarımına destek verilir. Göksu’ya Ağıt yayımlanır. 1988’de
Zekeriya Köy’e yerleşir ve burası için kurduğu vakıfla birçok evin ve bahçenin
ıslahını gerçekleştirir. 1989’da, Tramvay İstanbul’da ve Kırk Yıl Olmuş
kitapları yayımlanır. 1990’ların sonunda Çelik Gülersoy yurtiçinde ve dışında
herkesin yakından tanıdığı, Cumhuriyet Türkiyesi’nin gerçek yıldızlarından,
ülke kültürünün anıt isimlerinden birisidir. Ancak "Şark’ta" adet
olduğu veçhile her başarı ve iyilik cezasız kalmayacaktır! Fenerbahçe’nin imarı
ile uğraşırken, belirli siyasi çevrelerin
yönlendirmesiyle Maliye Bakanlığı’nın bir kararı ile kurumun ana gelirleri
kesilmiş, Çelik Bey’in ve Kurum’un kamuya yönelik projelerinin engellenmesi
süreci başlamıştı. Kurum ülkeye kazandırdığı değerleri birbiri ardına elinden
çıkarır. Koru Oteli, Kariye Oteli, Kurum’un Şişli Merkezi bile yok pahasına
satılır. Bu yeni dönemin gelişmeleri onu yıldırmamış ancak 1994’te Belediye’nin
Çamlıca’yı ve parklar dahil köşkleri Turing’ten alması, yüreğinde onulmaz
yaralar açmıştı. Ardından 1999’daki Danıştay’da üç kez kazanıldığı halde
tahakkuk ettirilen "gecikme" cezalı ağır vergi, en verimli çağında
elini kolunu bağlamış, içten içe üzerek kahretmişti. Bu süreçte şahit olduğu
ülkenin ve İstanbul’un yaşadığı olumsuz koşullar da onun hassas yüreğini ezip
duracak, bu üzüntüleri, amansız bir hastalığın son anlarına dek onu için için
tüketerek ansızın elimizden almasına dek sürecektir.
Onun deyişiyle
yaşamıyla özdeşleşen "Turing, tarihte ve ülkede bir ışıktı". Bu güçlü
ışığın kaynağı ise Çelik Gülersoy’un sevgi dolu yüreği, yaşadığı ülkeye,
kültüre duyduğu bağlılığı, iradesi ve aklıydı.
Uygarlık
tarihinin en önemli dönüşümlerine sahne olmuş yaşadığımız bu coğrafyada
aydınlık ve karanlığın ezeli mücadelesinde toplumu aydınlatan ve moral kaynağı
olan bu güçlü kişiliği, çok daha önemli eserler vereceği olgun döneminde, içi ülke sevgisi dolu,
kafasında gerçekleştiremediği hayalleriyle yitirdik.
Ruhu şad olsun.
Nur içinde yatsın.
Yorumlar
Yorum Gönder